Ülke Yazıları    Anadolu Yazıları    Editör Yazıları    Köşe Yazıları    Modern Batının İlkel Tarihi    Seyahat Fotoğrafları    Nostaljik Kartpostallar    İlginç Seyahat Notları    Dünyadan İlginç Siteler    Şiirler    Fıkralar    Dünyadan İlginç Kanunlar    İlginç Bilgiler    Basit Çince    Göz Yanılmaları    Seyahat Tavsiyeleri    Seyahat Listesi    Havayolu Şirketleri    Uçuş Kodları    Milli Marşlar    Download    Üyelik    Forum    Toplist    Tüm Üyelerimiz    Misafir Defteri    Webmaster Özel    Havayolu Mil Programları
Seyyahamca Video | Seyyahamca Muzik | Video & Muzik & Forum
Üye Girişi:
                                   Yeni Üye Kaydı
Anasayfa Yazılar Fotoğraflar Eğlence Tavsiyeler Üye İşlemleri SeyyahForum
Kullanıcı Adı: Şifre: E-Posta:
ANADOLU YAZILARI

Adım Adım Bursa - 5

     4. GÜN ULUDAĞ

Bursa’da dördüncü gününüzü bir doğa aktivitesine ayırmak isterseniz yine bir çok seçenekle karşılaşırsınız. Neler olabilir bunlar? Trekking olabilir. Hamam sefası olabilir. Piknik olabilir. Ya da bunların ikisi, üçünü aynı anda yapabilirsiniz.Tabi en önemlisi gelmişken uludağ’ı görmeden gitmek hiç olmaz. Ve de teleferik’e binmemek. Eğer hava açıksa teleferiğe binmek çok keyifli olabilir. Şehriyle ve ovasıyla bütün Bursa, marmara denizi, apolyont gölü ayağınızın altında.Teleferiğin ulu kestane ve çam ağaçları üzerinden gidişi. Kimi yerde ulu kestane ağaçlarına değecek gibi giden teleferik kimi yerde ise yerden epeyce yükseliyor. Ünlü kaynana çukurunun üstünden geçerken yere bakmaktan korkabilirsiniz. Her direk geçişinde biraz sallanır teleferik bu da sizi korkutmasın. (Korkutmasın diyorum çünkü tecrübeli yolcular teleferik sallanmaya başladığında bağırarak acemileri panikletmeye çalışırlar) Hava kapalı ise( özellikle kışın) kendinizi rakı bardağının içine düşmüş gibi de hissedebilirsiniz tabi. Hele Palabıyık Cemal Amca’nın yerinde takılmışsanız; biraz kafa iyi ise...
Teleferiğin ilk durağı Kadıyayla. 1200m yükseklikte bir yayla burası. Karayolu yok. Ya tırmanarak ya da teleferikle ulaşabilirsiniz. Yazları piknik yapan aileler ya da ayyaşlar dışında bir otlayan inekler vardır buranın sakinleri bir de ahşap bir otel. Bu otel uzun süre boş kaldı. Sonra yenilenip otel olarak açıldı. Bangır bangır müzik yayını yapan bir oteldi ama çok işlediğini sanmıyorum.
Bu yaylada ata binme gibi bir aktivite gerçekleştirmeniz mümkün. Teleferik istasyonundan inişte sizi bir at ve sahibi karşılıyor. Parayı bastırıyorsunuz sahibinin eşliğinde at üzerinde biraz turluyorsunuz. İsterseniz koşturmanız da mümkün atı ama sonuç ne olur bilemem, size bağlı.
Çiçek, kuşburnu falan gibi şeyler de toplayabilirsiniz. Top da oynayabilirsiniz. Yalnız dikkat edin de hayvan pisliklerinin üzerine düşmeyin)
Fazla usta olmayan trekkingciler için en ideal parkurlar ya burdan başlar ya da burda biter. Erikli yaylasına, sarıalana, elmaçukuruna giden patikalar vardır gayet güzel bir yürüyüş olabilir. Erikli yaylasından devam ederseniz patika Zeyniler köyüne iner. Kadıyayla’da otlayan ineklerin bu köyün inekleri olduğu söyleniyor bilmiyorum artık ne kadar doğru. İnekler sabahleyin kendiliğinden buraya gelir akşamları da dönerlermiş.(İnek psikolojisi heralde) Doğru olabilir hiç çoban görmedim çünkü.
Bu Zeyniler köyü ismi bazılarına yabancı gelmemiştir. Reşat Nuri’nin meşhur romanı Çalıkuşu’nda da Feride Bursa’da Zeyniler isimli bir köye öğretmen olarak gidiyor biliyorsunuz. Gerçi bu köy müdür yoksa yazar sadece isimden mi faydalanmıştır bilemiyorum. Çünkü köy denilen yer yakın zamana kadar 4-5 evden oluşan bir mezra idi. Bursa’nın teferrüç semtinden buraya bir patika ile köylüler eşeklerle gelip gidiyorlardı. Sonra hangi şahsiyet gereğini hissettiyse bu patikayı genişletti ve arabaların gelip gidebildiği bir yol haline getirdi.( Bursa da her yerden görülebilen Uludağ’ın bağrında atılmış bir kılıç yarası gibi duruyor şimdilerde o yol) Şimdilerde o 4-5 evli köye karadeniz kökenli vatandaşlarımız her yerde yaptıkları gibi özensiz, düzensiz evleri kondurmuşlar. O şirin köycük saçma sapan bir kasaba olmaya doğru hızla ilerliyor. Yakında ilçe olmak istiyoruz derlerse hiç şaşırmam) Yapılan yol Kadıyayla’ya doğru da ilerliyormuş ama sonra ne olduysa durmuş. Sanırım yeniden başlamak için uygun bir ortam beklemekte.( ortam kelimesinin başına ‘politik’ sıfatını ekleyip bir sıfat tamlaması yapmama gerek yoktur sanırım siz anlamışsınızdır) Neyse umalım o ‘ortam’ oluşmasında Kadıyayla da Kadıköy’e dönüşmesin. Sarıalan’daki Küçük Bakacak denen mevkiden Zeyniler köyünün son durumu tam karşıdan görülebilir.
Kitaplarda bursa’daki Zeyniler tekkesinin dervişlerinin yazları uludağda bir dünyadan uzak münzevi bir hayat yaşayabilecekleri bir mekanlarının bulunduğundan bahsediyor. Bahsedilen mekan belki de bu Zeyniler köyüdür. Tam bu işe uygun.
Kadıyayla’dan sonra ikinci ve son durak Sarıalan. Burası 1600m yükseklikte. Karayolu da buraya ulaşıyor. Dolmuşlarla da gelip gidilebilen bir yer olduğundan gözde bir piknik alanı. Kendin pişir kendin ye restoranları da bir hayli bol bu yaylada. Bir önceki paragraftaki meşhur ‘ortam’ dan faydalanarak sayılarını epey artırdılar. Özellikle Palabıyık amca meşhurdur. Yıllar önce İzmir’de bir taksi şoförü sormuştu da vay be demiştim. Palabıyık amca’nın bıyıkları hakkaten karizmatiktir. Ancak artık pek göremiyorum. Kendisinin yerine duvara asılmış kocaman posterini görebilirsiniz.
Kızılay’ın yazları kiralanabilen bungalovlarının bir kısmı da burada. Geriye kalan kısmı ise Çobankaya isimli yaylada. Çobankaya yaylasına buradan çoğunlukla çalışmıyor olsalar da ‘telesiyej’ ler ile gitmek mümkün. Telesiyej dediğimiz şey iki kişilik teleferikler. Bunu şiddetle tavsiye ederim. Çünkü çok keyifli bir yolculuk oluyor. Ayrıca Çobankaya yaylası yakınındaki Bakacak mevkisini de görme şansınız var. Bakacak ovadan gördüğümüz Uludağ’ın en yüksek yeri. Ovayı seyretmek için de en güzel yer. Marmara denizini hatta açık havalarda İstanbul’u bile görebiliyorsunuz. Sarıalan’dan arabayla Oteller bölgesini geçtikten sonra Çobankaya ve Bakacak’a gidebilirsiniz. Ancak yolu oldukça kötü.
Uludağ’a ulaşmanın ikinci yolu da araba ile. Araba ile Uludağ’a çıkacaksanız kahvaltı olayını da planlayın. Çünkü ünlü inkaya çınarının altında oturup bir güzel bir kahvaltı şiddetle tavsiye edilir. 600 yıllık dev çınar zaten sizi hemen etkisine alacaktır. Gölgesinde ise köylülerin en güzel ürünlerinden oluşturduğu kahvaltı. Tabi buraya dönüşte de yorgunluk çayı içmek için uğrayabilirsiniz.
Çınar benim şimdiye kadarki hayatımda gördüğüm en etkileyici ağaç. Bursa civarında bir çok çınar ağacı var. Yaşı çok daha fazla olan çınar ağaçları da var ama bu kadar büyük ve sağlıklısı yok. Başka bir yerde de görmedim. Yazları yaprak açtığı vakit yeşil bir top şeklinde ovada çok uzaklardan bile farkediliyor.
Araba yolu ile giderken Kirazlıyayla’ya ulaşıncaya kadar sağlı sollu bir çok et-mangal restoranı göreceksiniz. Bir de geyik çiftliği. Aslında çiftlik değil bir koruma alanı. Vahşi hayattaki geyikler için burada beslenme alanları var. Özellikle kışları geyikler burada toplanıyorlar. Hemen yol kenarında olduğundan insanlar için iyi bir seyirlik ve fotograf malzemesi oluyor.
Kirazlıyayla’da Milli Park sınırları içine giriyorsunuz. Burdan sonra doğru Oteller bölgesi(ya da Sarıalan). Oteller bölgesinde orman sınırının hemen üstünde. Son yıllarda yeni kayak bölgesinin de projelendirilmesiyle otel sayısı ikiye katlandı. Kışları istanbul sosyetesinin konduğu mekan. Bize de onların dedikodusunu yapmak düşüyor biliyorsunuz. Çok eskilerde de Grek panteonu burada konuşlanıyormuş. Zeus, Artemis falan. Mitoloji ile ilgilenenler bilir eski anadolu ve grek tanrılarında da kimin eli kimin cebindedir belli değildir. Şimdi de günümüz tanrıları ve tanrıçaları orada ve kimin eli kimin cebinde belli değil. Demekki buralarda geçen üçbinyıla rağmen değişen bir şey yok.
Kışları zenginler otellerde, bizim gibi garibanlar da bir torpil bulup devlet kurumlarından birinin misafirhanesinde yer ayarlayarak kayak yapma ve eğlenme fırsatı arıyorlar burada. Yazları ise buraya kadar arabayla gelip buradan itibaren yürüyerek zirveye ve göllere giden maceracılar uğrar buralara. Bir de zeus, artemis afrodit falan işte...
Kirazlıyayla’dan ikinci bir yol da sizi Soğukpınar köyüne ve oradan da Keles’e ulaştırıyor. Tabi Keles’e gitmeyip buradan sonra Aras şelalesi’ne bir yürüyüş de düzenleyebilirsiniz. Uludağ’ın en güzel yürüyüş parkuru da budur bence. Keles deyince ise Kocayayla geliyor akla.( İyi bir dört çekerle Keles’ten İnegöl’e gitmek de güzel bir yolculuk olabilir sanıyorum). Dönüşte ise Soğukpınar’a dönmeyip Doğancı barajı ve Orhaneli-Bursa yolu ile nilüfer vadisinin size sunduğu nefis manzaradan Bursa’ya ulaşabilirsiniz. Bu yol üzerinde de eski rum köyü Misi vardır. Şimdilerde Cumalıkızık gibi korunma altına alınıp alınmaması tartışılıyor. Üzümü ünlüdür. Eskiden şarabı da ünlüymüş. Ünlü sanatçı Erdal Özyağcılar’ın köyü diye biliyorum. İsmi bölgenin bilinen en eski isimlerinden birinden geliyor Mysia’dan.
Bursa’nın dört ilçesi Uludağ’ın güneyindeki dağlık ve çoğunlukla ormanlık bölgede yer alır. Dağ ilçeleri de denen bu ilçeler Orhaneli, Harmancık, Büyükorhan ve Keles’in hepsi de üç-dört bin nüfuslu küçük yerleşim yerleridir. Köylerde genellikle ellili yıllarda yerleşik hayata geçen yörükler yaşarlar. ( Çekik gözlü insan sayısı oldukça fazladır bu nedenle. ) Bursa içinden bazı turizm firmaları buralardaki köylerin orijinal yaşantısını tanıtan turlar düzenlemekteler. Görülesi tarihi bir mekan yoktur. Kültürel yapısı ise görülesidir. Hele bazı büyükçe köylerde bahar aylarında kiraz ve çilek festivalleri yapılmaktadır ki süper olur.
Uludağ’ın eski adının keşiş dağı olduğunu biliyorsunuzdur. Bu isim 1920lere kadar kullanılmış bir isimdir. Bizans döneminde dağda bir çok manastır varmış, keşiş dağı ismi buradan geliyor. Güneydoğudan esen rüzgarın isminin Keşişleme olmasının nedeni de budur. İstanbul’un güneydoğusundadır malum uludağ.(Burdan memleketimizde herşeyin istanbula göre konumlandırıldığı yorumunu da yapabiliriz). Peki eski keşişlerin nerelerde yaşıyormuş, manastırlarından izler var mıdır? Ne zamana kadar yaşamışlar? Kitaplardan okuduğum kadarıyla 7.yy dan 15-16.yy lara kadar buralarda yaşamışlar. Uludağdaki bazı yaylalarda, Derekızıktan, Misi’ye kadar olan dağ eteğindeki köylerin hemen hepsinde bir manastırdan kalıntısı olduğundan bahsediyor yine aynı kitaplar. Ancak ben hiç birini hörmedin, görüp anlatan da duymadım. Bildiklerim kuzey eteklerindeki kızık köylerinden bazı taşlar bulunduğu ve güney eteklerinde büyükorhan da geçen yıllarda bulunan bir temel kalıntısı. Bu kalıntı üzerinde arkeologlar kazı yapmaktalar. Sanırım bu kalıntı kazısı yapılan ilk ve tek kalıntı şimdilik. Demek ki dağın her tarafına dağılmış durumdaymış manastırlar. Bazı araştırmacılar ise osmanlı’nın ilk dönemlerindeki bursa dervişlerinin bunların devamı olduğunu iddia ediyorlar. Hayat tarzlarındaki benzerlikler, bazı söylencelerin tamamen aynı olması dışında bir takım buluntulardan yola çıkarak bazı dervişlerin hristiyanken müslüman olduğu manastırlarının da tekkeye dönüştüğünden bahsediliyor. Örneğin Abdal Murat.
Yürüyüş için elverişli başka bölgeler de vardır Bursa’da. Örneğin Kemalpaşa ilçesindeki Suuçtu şelalesi. Bursa’ya oldukça uzak. Gidiş arabayla iki saati geçer. Ancak Şelale tam bir doğa harikası. Burada da ormaniçi patikalarda bir yürüyüş rotası çıkarabilirsiniz kendinize. Tabi alabalık olayına da girmek mümkün vadide. Eski kemalpaşa yolundan giderseniz Doğanalan köy sapağından saparak Ayvaköy e ulaşılabiliyor. Burada ise meşhur Ayvaini mağarası var. Ancak köyden rehberlik edecek kimse yok. Rehber bulabilirseniz mağaracılık yapmak da mümkün. Yodan devam ederseniz Apolyont gölünü tam tepeden görebiliyorsunuz. Apolyont köyünün en güzel fotoğraflarını buradan çekebilirsiniz ancak.
Kemalpaşa’ya gitmişken taze kemalpaşa tatlısından da stok yapabilirsiniz tabi.
İnegöl de uludağ’ın doğu yamaçlarında kurulu büyük bir ilçe.( Yalova il merkezinin birbuçuk katıdır nüfusu) Burada da Cerrah köyü var doğa yürüyüşçüleri için. Cerrah köyü bir kaç sene önce istanbul gazetelerine konu olmuştu. İkibin nüfuslu köye üçbin kişilik bir cami yapmışlar. Köylüler karadeniz göçmeni olsa gerek)
İnegöl demişken İnegöl’e de belki bir gün ayırmamak haksızlık olur. Belki mobilyacılar çarşısını enine boyuna dolaştıktan sonra köfte olayına girmek de unutamıyacağınız bir gün geçirmenize yardımcı olur. Yol üzerinde Zeynel, Orhan gibi ünlü köfteciler vardır.Yayıla yayıla köftenin tadını çıkarmak istiyorsanız buralara takılabilirsiniz. Köfte+piyaz ve sütlü kadayıf. Ama biraz meraklı bir damakçı iseniz İnegöl’ün merkezine doğru yollanın ve köftecilerin ustalarını aramaya başlayın. Örneğin Sevinç.Örneğin Hacı Aziz. Ama İnegöl köftesinin ilk defa balkanlardan göçen Besler ailesinin fertleri tarafından 1930 yılında kurulan dükkanda yapıldığını söyleyelim. Besler ailesinin şimdi Bursa Asmerkez’de de bir şube açmış. Tabelada kuruluş tarihi 1893 yazıyor. Artık hangi tarih ne ifade ediyor bilemiyorum.
Ama sakın ola ki İnegöl’e gelince “neredeymiş bu göl?” diye aramaya kalkmayın.Binanaleyh İnegöl bir göl değildir)
Ünlü Oylat da inegöl’e bağlı belki oraya da bir günü ayırmak gerekir. Hem doğa hem kaplıca diyenler varsa şiddetle önerilir. Oylat yolu Ankara yönünde inegöl’ü 20.km kadar geçtikten sonra sağ taraftan ayrılıyor Oldukça yüksek rakımlı ve orman içi bir kaplıca alanı. Yaz kış çok güzel manzaralar bulunabilecek bir yer.
İnegöl yolunda uludağ’ın eteklerinde çok güzel köyler var. Aksu, Babasultan, Kozluören gibi. Bu köylerin kepsi güzel bir piknik için uygun. Birçoğunda alabalık tesisi bulmak mümkün. Bunlardan Alaçam isimli köy uludağ zirvesine en yakın köy olarak biliniyor. Oldukça yüksekte.
Bu dağ eteğindeki köyler son zamanlarda oldukça popüler oldu. Köylüler ise son zamanlarda ilginç bir yöntem geliştirdiler. Köy yoluna bir kapı yapıp gelen geçenden para almaya başladılar. İlk bakışta tepki çekecek bir uygulama ama içeri girip piknik alanlarının halini gördükçe az bile yapıyorlar ben olsam hiç araba sokmam diyesi geliyor insanın. Örneğin şelalesiyle ünlü Saitabat köyünde orman neredeyse çöplük haline gelmiş. İnsanlarımızın çevreye bu kadar duyarsız olması hayrete düşürüyor beni. Sen beğendiğin için, vakit geçirmeye değer bulduğun için git bir gününü oraya ayır ve pislet geri gel. Ya insanlar bir gittiği yere bir daha gitmiyor o nedenle pisletmekte bir sakınca görmüyorlar ya da pisliklerle beraber yemek yemekten pek rahatsız olmuyorlar. Her yerde belki yok ama Saitabat’ta bir sürü de çöp kutusu var halbuki. Ama köylüler de topladıkları paralardan biraz temizlik faaliyetlerine bütçe ayırsalar fena olmaz. Topladıkları paralarla cızbız yapıyorlar herhalde.
Bir başka mekan ise İznikte. Sansarak kanyonu. Gürle tepesi yürüyüşünü ise ben henüz gerçekleştiremedim. Belki size nasip olur.
Siz en iyisi bir araba kiralayın, deposunu doldurun ve nereye canınız isterse oraya sürün. Birbirine bağlı köy ve kasaba yollarından bütün bursa ilini dolaşabilirsiniz. Emin olun ki bursa’da geçireceğiniz en güzel gün bu olacak ve ömür boyu unutamayacaksınız. Belki benim hiç görmediğim bir çok yer keşfedeceksiniz. Bir çok köyde ulu çınarlar(orn:dudaklı çınarı), yıkık rum kiliseleri(örn: dereköy kilisesi) görebilirsiniz. Çok ilginç fotoğraflar çekmeniz olası. Mesela ben köyün ortasında camisi olmayan yalnız minareyi(mirzaoba), göl kıyısında tek başına yaşayan hanı(ıssız han) keşfetmiştim. Siz de mesela ressam Balaban’ın köyünü, erkeklerin kahvede çorap ördüğü köyü, yılda bir gün kadınlar tarafından yönetilen köyü, çilek festivallerini, bahar aylarındaki mezarlık dedelerini keşfedebilirsiniz. Tabi güzel bir aktiviteyi de unutmadan: uçsuz bucaksız meyva bahçelerinden şeftali, kiraz, incir, elma, armut, erik, dut, böğürtlen aşırabilirsiniz mevsimine bağlı olarak. Bahçe sahibinize yakalanırsanız ben karışmam.
Osmanlı döneminde padişahın atları karacabey harasında yetiştirilirmiş. Yiyecekleri her biri vakıf köyleri arazisi olan bursa civarlarındaki bahçelerden gidermiş. Örneğin Susurluk isimli köyler padişahın sütünü, yoğurtunu elde etmek için susığırı(manda) beslermiş. Her türlü meyva sebzesi de yine Bursa’dan gidermiş. Hatta yiyecekleri taze tutmak için gereken buz da uludağ’dan götürülürmüş. Arada bir de kaplıcalarından faydalandıklarını da düşünmek lazım. Bununla birlikte padişahlar önceleri mezarlık olarak kullanmışlar. İktidar yolunda mağlup olmuş nice şehzadenin mezarı buradadır. Cem sultan, şehzade mustafa, korkut,ahmet... Sonraları da sürgün yeri olarak kullanılmış Bursa. Bunların etkileriyle olsa gerek İstanbullular Bursa’ya uludağ, iskender kebap, uludağ gözlüğüyle bakarlar arada bir de yaşamak zorunda kaldıklarında ne kadar sıkıcı şehir olduğunu anlatırlar dururlar: insanlar gerici, eğlence yerleri az vs...(Örneğin Ekşi Sözlük’teki şehirlerle ilgili yazıları incelerseniz sanırsınız ki Bursa, Türkiye’nin en kötü, insanları en yobaz ve sapık şehridir) Sonra bir kaç yıl geçer aradan tekrar giderler bu sefer de “ah vah ne kadar da yeşildi eskiden” edebiyatı başlar. ( Ne de olsa bütün edebiyatçıların yaşadığı yerdir İstanbul.) Yani hep karamsardır Bursa ile ilgili yorumları. Bursa’yı kendi şehirleriyle karşılaştırarak yazarlar ve haksızlık ederler. Bütün Türkiye de bunları okur . (İlginçtir İstanbulluların Bursa ile ilgili yorumları hep olumsuz iken anadolu’dan gelenlerinki hep olumludur.)
Siz boşverin onları. Bursa’ya gelin ve kendi Bursa’nızı kendiniz yazın.


Bookmark and Share

Yazan: Hüseyin Çelik - Tarih: 16.03.2005 - Puan: 1575 (%55,6537102473498) - Yorumlar: (0) - Okunma: 18334 - Oy Ver:

BU YAZIYA YAPILAN YORUMLAR

BU YAZIYA HENÜZ YORUM YAPILMAMIŞ, İLK YORUMU YAPAN SİZ OLUN!

 
EN ÇOK OKUNAN ANADOLU YAZILARI
1-) Nohut Dürümü (31706 Kere)
2-) Ağlayan Çınar (25422 Kere)
3-) Dünyanın Tepe Noktası (24000 Kere)
4-) Sivas'ın Dağları Kekik Kokar (23882 Kere)
5-) Adım Adım Bursa - 2 (23629 Kere)
6-) Kastamonu Gezisi (18805 Kere)
7-) Adım Adım Bursa - 5 (18335 Kere)
8-) Bir Anadolu Gezisi: Bursa (17110 Kere)
9-) Bir Anadolu Gezisi Kapadokya (16141 Kere)
10-) Antik Çağın Altın Şehri (14132 Kere)

D O W N L O A D
  Seçme MP3'ler
360° İstanbul      
EN FAZLA PUAN ALAN ANADOLU YAZILARI
1-) Sivas'ın Dağları Kekik Kokar (4146)
2-) Dünyanın Tepe Noktası (3405)
3-) Ağlayan Çınar (3371)
4-) Kızıltepe'nin Altındaki Kayıp Şehir (2594)
5-) Adım Adım Bursa - 2 (2006)
6-) Bir Anadolu Gezisi: Bursa (1857)
7-) Bir Anadolu Gezisi Kapadokya (1619)
8-) Kastamonu Gezisi (1608)
9-) Adım Adım Bursa - 5 (1575)
10-) Bursa Bir Küçük İstanbul (1536)

Mail: ali@baylar.com
Seyyahamca.com sitesi 11 Eylul 2000 tarihinden beri sizlerle...

Bu site bir    iştirakidir.