Ülke Yazıları    Anadolu Yazıları    Editör Yazıları    Köşe Yazıları    Modern Batının İlkel Tarihi    Seyahat Fotoğrafları    Nostaljik Kartpostallar    İlginç Seyahat Notları    Dünyadan İlginç Siteler    Şiirler    Fıkralar    Dünyadan İlginç Kanunlar    İlginç Bilgiler    Basit Çince    Göz Yanılmaları    Seyahat Tavsiyeleri    Seyahat Listesi    Havayolu Şirketleri    Uçuş Kodları    Milli Marşlar    Download    Üyelik    Forum    Toplist    Tüm Üyelerimiz    Misafir Defteri    Webmaster Özel    Havayolu Mil Programları
Seyyahamca Video | Seyyahamca Muzik | Video & Muzik & Forum
Üye Girişi:
                                   Yeni Üye Kaydı
Anasayfa Yazılar Fotoğraflar Eğlence Tavsiyeler Üye İşlemleri SeyyahForum
Kullanıcı Adı: Şifre: E-Posta:
ANADOLU YAZILARI

Çemişgezek Günlüğü-9-10-11-12 Mayıs 2010

     

9MAYIS 2010, Elazığ’da gerçekleştirdiğimiz Büyük Buluşma’nın, Hazar Gölü gezisinden sonra arkadaşım Zişan Özen Tuğcu’nun daveti üzerine Çemişgezek’e gitmeye karar verdim. Anneler Gününü yollarda geçiriyoruz. Benim için bu durum iyi, çünkü Anneler Günü gibi dayatılan bazı günlerin kutlanmasını anlamsız buluyorum. Bu gün önemli; Torunum Ceren’in yaş günü...
Akşamüstü, Elazığ Polis Evi’nin önünde Çemişgezek minibüsünü bekledik. Gelen minibüse heyecanla bindik. Belli saatlerde sefer yapan aracın müşterileri minibüsü doldurmuştu. Güzergâhımızda olan doğanın muhteşem görüntüsünü seyrederek yol aldık. Çemişgezek, görmeği istediğim birkaç yerden biriydi, heyecanım bu yüzdendir. Bir süre gittikten sonra karşımıza Keban Barajı Gölü ve Feribot çıktı. Keban Barajı Gölü, Çemişgezek’i adeta yarı-mada haline getirmiş. Arabamız feribota girmeden indik ve feribotun kaptan köşküne çıktık. Çevreyi seyrettik. Karşı yamaçtaki koyunlar ve çoban dikkatimi çekti. Çobanlar, benim için gizemli insanlardır. Çoban Efsaneleri derlemesi yapıyorum ve bu konuda bir hayli yol aldım. Sürüyü, Uzaktan fotoğraf makineme sığdırmaya çalıştım. Hava oldukça serindi, rüzgâr vardı. Kaptan, bizi kamarasına davet etti. Kısa süren yolculuğumuz koyu bir sohbetle tatlandı. Feri-bot seferleri başladığından beri bu işi yaptığını anlattı Kaptan Hıdır. İkinci kaptanı görmedik ama adının Fuat olduğunu öğrendik. Bu mavi suyu görmeye çok alıştığını, su olmayan yerde yaşayamayacağından söz etti. Sonra kıyıya geldik ve tekrar minibüse binerek ilçe merkezine doğru hareket ettik. İlçenin meydanında, evlerinde konuk olacağımız Zişan’ın amcasının oğlu Ziyaeddin Bey, bizi karşıladı. Hafif bir yamaçta kurulmuş, bahçeyle çevrili iki katlı eve geldik. Eve geldiğimizde yemek masası hazırlanmış bizi bekliyordu. Öyle samimi bir şekilde karşılandık ki duygulanmamak elde değildi. Zişan’ın Amcası, masadaki yerini aldı. Sonra hepimiz yerlerimize oturduk. Yediklerimizin adının, tadının tuzunun önemi yoktu. Aile ortamı ve sohbet her şeyi tatlandırdığı gibi yüzümüzde gülücükler oluşturuyordu. Çay faslından sonra bir bahçe uzaklığında olan amcakızı Nuray Hanımın evine gittik. Eşyalarımızı yerleştirdik. Uyku gözlerimize oturana kadar, Nuray Hanımın eşi Öğretmen Emeklisi Yaşar Bey ve güzel kızları Ebru ile sohbetimize devam ettik. Konuşacak ne çok konumuz varmış.
10 MAYIS 2010, Gözümüzü güneşli bir güne açtık. Sabahın güzelliğini görmek için bahçeye çıktım. Bu yazıyı yazarken doğanın pırıltısı gözümün önünde ve inanın kokuyu hissediyorum. Her şeyin hası olan kahvaltı masasında çaylarımızı yudumladık. Temiz hava bizi çarpmış ol-malı, ayağımız yerden kesilmişti sanki. Yaşar Beyin rehberliğinde ilk olarak biraz daha yuka-rıda olan ve arkadaşım Zişan’nın çocukluğun geçtiği evi ziyarete gittik. Ev dediğime bakmayın bu yapı bir konak. Evde oturan aile bizi içeri kabul etti. Zişan, eski günlerine dönerken; insanın özelliklerine göre yapılanmış bu eski yapının içinde aklımdan neler neler geçti; güzel bir kültüre ve medeniyete sahip olduğumuzu bir kere daha gördüm. Zişan, “şurada oynardık, buraya saklanırdık, burada yemek yerdik” derken görmeliydiniz. Elazığ’da 17 yaşındaydık. Burada 10 yaşımıza geri döndük. Ocak başında yeni pişirilmiş keteler bizi bekliyordu. Kısmetimize gitmişiz, birer tane aldık, tadına doyamadık. Sonra ilçeyi gezmeye devam ettik. Eski evlerin yanından geçerken onlara dokunmak ihtiyacını hissettim. Uğradığımız evde kahve ikram ettiler. Evin hanımı ziyaretimizden çok mutlu oldu.
Bahçelerin içinden hürriyetimizi ilan etmiş durumda yürürken badem, erik, fıstık, armut, elma, ceviz ve dut ağaçları dikkatimizi çekti. Yaşlı ağaçların kurumuş bedenlerine yaslanıyoruz. Dili olsa da anlatsalar diye düşünüyoruz. İlk çağdan bu yana kimler gelmiş kimler geçmiş. Kuhurriler (Mitani) Hititler, Urartular, Medler, Persler, Selevkoslar, Büyük Roma impa-ratorluğu, Sasaniler, Moğollar, zamanında neler yaşanmış. Daha sonra Orta çağ boyunca çemişgezek ve çevresine Doğu Roma, Müslüman Araplar (Abbasiler), Büyük Selçuklular, Mengücekler, Çubukoğulları, Artukoğulları, Saltukoğulları, Anadolu Selçukluları, Eratnalılar ve Safevi devletleri hâkim olmuş. Son olarak Osmanlıların egemenliğinde kalmışlar.

Tarihi yapılar ve dağların içine yapılmış İn Mağaraları, (derviş hücreleri) insanı büyülüyor. Çok sayıda odalardan oluşan mağaraların içinde birbirlerine geçiş varmış. Hele bu dağlarda keçilerin gezinmesi, kekliklerin uçması ayrı bir güzellik oluşturuyor. Doğal olarak bütün tarihi yapıları göremedik ama onların varlıklarından söz edebiliriz. Pulur Höyüğü’nde Tunç çağına ait M.Ö 3000 yıllarına ait kalıntılar bulunmuş. Yelmaniye Camisi, XIV yy'da Timur'a bağlı bir Türkmen Beyi olan Tacettin Yalmak, tarafından kesme taştan, giriş kısmı geometrik şekil-lerle işlenmiş taşlardan yapılmıştır. Bu camiyi gezdık. Gittiğimizde kapalıydı ama anahtarın yerini biliyorduk, kapıyı açtık ve muhteşem medeniyetin izlerini caminin içinde de gördük. Yeniköy Höyüğü, Gâvur Höyük" adıyla da bilinir. Yapılan kazılarda Roma ve Bizans devrine ait kalıntılara rastlanmıştır. Tunç Çağma ait buluntular yanında, işlenmiş bazı madenlere rastlanmıştır.

Uzun Hasan Türbesi; Uzun Hasan’ın gerçek mezarı Tebriz’de kendi yaptırdığı Nasriyye Medresesi’ndedir. Türkiye’nin birçok yerinde olduğu gibi burada da Uzun Hasan’a saygıdan makamı yapılmış.Yolun kenarında duran türbe, yüzyıllardır ilçenin girişinde gelenleri karşı-lamaya devam ediyor. Hamamı Atik (Eski Hamam), Akkoyunlular tarafından XV yy.da yapılmış. Çemişgezek Köprüsü, Selçuklular döneminde yapılmıştır. Köprünün fotoğrafını uzaktan çektim. Ulukale Camisi ve Meydan Çeşmesi, Ulukale köyündedir. Osmanlılar Dö-neminde Yapılmışlar.

Çemişgezek’te silinmeyen İzler bırakanlar, Şeyh Hüsamettin Aseli, Bayram Baba Hazretleri, Şeyh Müştak Ve Oğlu Abdülgani Hazretleri, Nüzhet Dede, Osman Bedrettin Hazretleri, Dıyap Ağa’dır. Her birinin ibret olan hayat öyküleri vardır. İlçedeki cem evini de ziyaret ettik ancak kapalı olduğundan içini göremedik.

İlçeyi gezmeğe devam ediyoruz. İn Mağaraları karşısındaki mahalleyi gezerken her evden soluklanmamız için davet alıyoruz. Bir evde ikram edilen çedene kahvesinin tadına doyama-dım. Evin sade geleneksel döşemesi insanın içine huzur veriyor. Çemişkezek’te olduğu gibi yurdumuzun her köşesinde sofrasında misafir ağırlama geleneği devam ediyor. Türklerin ol-duğu her yerde insanlar açlıktan değil, olsa olsa tokluktan ölür diye düşünüyorum. Yine akşam oldu. Hava rüzgârlı ve yağmurluydu ama manzaranın güzelliğinden hiçbir şey eksilmiyordu.

11MAYIS 2010, Bu gün Çemişgezek’e yazın tatile gelen Kazım Bey ile İrfan Hanımın, öyle yemekleri davetlerine icabet ettik. Masayı elbirliği ile hazırladık. Fırında özel olarak yapılan kavurmayı zevkle bitirdik. Bu evde de bir yaşlı teyze vardı. Eskilerden söz etti. Onunla sohbet etmekten memnunduk; o bizden daha çok memnundu. Ayrılık zamanı geldi, vedalaştık. Yağmur yağıyordu, rüzgar vardı ama şikayetimiz yoktu. Her türlü şartta ilçeyi gezmeği kafamıza koymuştuk.

Yaya olarak yola devam ederken çarşıya uğradık. Ufak tefek alışveriş yaptıktan sonra yokuş aşağı ilerleyerek Has Bahçe’nin kapısına geldik. Kapıdan geçerek Tağar Çayı’na yürüdük. Çayda ayaklarımızı yıkadık, kumlarında gezindik. Kavaklar, meşeler, bağlar bahçeler arasından dolaştık. Tarihi köprüyü görüntüledik. Zamana meydan okuyan güzelliği ve onurlu duruşu ayaktaydı. Bahçelerin bir yerinde toprakla uğraşan kadın bizi çaya davet etti. Ancak vaktimiz olmadığı için oturamadık. Öğle üzeri yenilenmiş olarak yola çıktık, o sırada önümüzden geçmekte olan traktörü durdurarak bizi de götürmelerini rica ettik. Böylece traktörle çarşıya kadar geldik. Traktör, bir çocukları yanlarında olan genç bir ailenindi. Sanki önceden tanışıyormuşuz gibi traktörden indiler, bize sarıldılar “Allah’a emanet olun” dediler ve yollarına devam ettiler. Yolda rastladığımız birine selam verdik, geleneksel kıyafeti çok güzeldi. Kendisi güler yüzü ile her şeyden güzel ve özeldi. Fotoğrafını çektim.
Tekya Aile Çay Bahçesi’nde oturduk, henüz sezona açılmamıştı; ama ilçe için önemi açıkça belli oluyordu. Sonra, arabayla Zişanların tarım yapılan bağlarına, bahçelerine gittik. Bu arazinin ucu bucağı görünmüyordu. Subaşında Ağaç altında tahta masa ve oturma yerleri vardı. Ayrıca bir dolap dolusu mutfak malzemesi yaz kış geleni gideni beklermiş. Güzel bir çay demlendi. Keyfimize diyecek yoktu. Alıç ağaçları çiçek açmıştı. Çiçeklerden topladık. Çayını yapacağız. Başta damar, kalp olmak üzere birçok hastalığa derman oluyormuş. Amcaoğlu Ziyaeddin’nin hazırladığı dut fidanlığı çok anlamlıydı, Fidanları zamanı gelince gerekli yerlere pazarlayacakmış. Burada herkes elinden geleni yapmaya çalışıyor. Keban Baraj Gölü suyu ile toprağa can olduğu gibi iklimi ılımanlaştırarak yeni bitkilerin yetiştirilmesine yardımcı olmuş. Balıkçılık da önemli bir meslek olma yolunda ilerlemekteymiş. Akşamın alaca karanlığında eve doğru yola çıktık. Akşam yemeği çok keyifli geçti. Amcaya günümüzü anlattık. Bu ailede herkes iyi niyetli, abdestlerinde, namazlarında çalışkan insanlar. Nuray Hanım, hem kendi evine hem de anne babasına itina ile bakıyor. Ne mutlu ona ve anne, babasına...
Bu son akşam sofrasında sayımız arttı. Amcamız Zeki Bey, çocukluğundan beri duyamayan Eşi Leman Hanım, amca Kızı Nuray Hanım ve eşi Yaşar Bey, kızları Ebru, Amcaoğlu Hüsnü Bey ve eşi Radiye Hanım, ayrıca İstanbul’dan ailesini ziyarete gelen amcaoğlu Soner Bey vardı. Yemekten sonra yine çay ve sohbet başladı. Masaya çemiş geldi. Ayrıca ayran... İsteyen çemişi ayranın içine atarak, isteyen, çayın yanında şeker niyetine kullanabilir. Ben, çemişi ayranla denedim, gerçekten farklı ve güzel bir tatdı. Geleneklerimiz ne kadar anlamlı. Sofra adabımız bütün aileyi bir araya getiriyor. Büyüye ve nimete saygı örneğine bundan daha iyi örnek var mı bilmiyorum.

Bu son gecemiz bir yandan gitmek zor geliyor, öte yandan bizi bekleyenler ve işlerimiz var. Yolcu yolunda gerek diyerek valizlerimizi akşamdan hazırladık.

12 MAYIS 2010, Bu sabah da erkenden uyandık. Kahvaltıdan sonra vedalaştık ve Ziyaeddin Beyin arabası ile Yaşar Beyin de eşliğinde minibüslerin olduğu alana doğru yola çıktık. Bize hediyeler hazırlanmıştı. Bu hediyeleşme geleneğimizin sürdürülmesi insanı mutlu ediyor. Aynı zamanda peygamberimizin öğütlerinden birini yerini getirmiş oluyoruz. Biletimiz önceden alınmıştı. Meydanın kahvesi önündeki küçük sandalyelere oturduk. Köpüklü ayranlarımızı, bakır maşrapalardan içtik.
Sonra, minibüs hareket etti. Kısa bir yolculuktan sonra feribotla Elazığ kıyısına geçtik ve merkeze geldiğimizde Zişan’la yollarımız ayrıldı. İzmit yolunu tuttum. Rahat bir şekilde evime ulaştım. Her haliyle aklımızdan çıkmayacak güzel bir buluşma oldu. Zişan’a ve ailesine teşekkür ederim.
ÇEMİŞGEZEK İÇİN SÖYLEYECEĞİM ÇOK SÖZ VAR

Çemişgezek’in Benim memleketim Şebinkarahisar’la benzeşen yanının çok olduğunu gördüm. Çemişgezek gibi Şebinkarahisar’da birçok yere bağlanmış. Tunceli Çemişgezek’e ne kadar ters yöndeyse Şebinkarahisar da Giresun’a o kadar ters yöndedir. Çemişgezek adı çemişten gelmiyor ama bizim yörede de Çemişgezek’te söylendiği gibi dut kurusuna ‘çemiş’ denir. Birçok atasözü ve ilenmeler, deyimler, kelimeler de aynı. İki ilçede de okuma oranı oldukça yüksek. Çok medeniyetler görmüşler, İpek Yolu’nun sefasını sürmüşler. Sürmüşler ama zamanımızda kör sokaklarda kalmaya mahkûm edilmişler.

Evliya Çelebi Çemişgezek’e geldiği tarihi tam olarak belirtmemekle beraber 1649-1650 yıllarında Çemişgezek' in içinde bulunduğu bölgeyi gezdiği biliniyor. Bu sebeple Çemişgezek'e de bu yıllarda geldiğini söyleyebiliriz. Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde Çemişgezek’i şöyle anlatıyor; "Buradan kalkarak (Sağman) Çemişgezek Kalesine geldik. Cemşid'in bir gulamı kaçıp bu sa'b diyarlara kaçarak Kaarun gibi paraya malik olup Cemşid korkusundan bu kaleyi inşa ettiğinden "Çemşid Kenzek"den galat olarak "Çemişgezek" denmiştir. Sonra nice hükümdar eline girmiştir. Sonunda Selim Hana ahalisi itaat eylemiştir. Diyarbekir Vilayetinde sancak beyi tahtıdır. Beyinin hası (334-223) akçadır. 2 zeameti, 18 tımarı, alaybeyisi, geri-başısı vardır. Sefer sırasında beyinin bayrağı altında tam yüzbin adet silahlı askeri olur. Yüzelli akçelik kazadır. Muftü, nakib ve muhtesibi vardır. Kale ağası, kale neferleri dahi var. Murat nehrinden uzak yerlerde (Ovacık) nahiyesinde Munzur Baba Azizin dağından çıkan küçük bir kaynak olup Murat nehrine karışır. Bu nehir her sene Ağustos'tan başlayıp kırk gün acı ve kırk gün tatlı akar. Nehrin lezzetli alabalığı olur. Avcılar ziyaretten aşağıda balık avlarlar. Eğer ziyaret yanında avlarlarsa balıklar pişmez. Bu pınarın kuzeyinde bir dağ vardır. Orada Munzur Babanın diktiği bir ağaç vardır ki, gayet siyahtır. Bu ağacı kim keserse zarar çeker..."

Yörede başta arpa, buğday olmak üzere tahıl, patates ve soğan yetiştirilir. Vadide meyve ve sebzecilik yapılır. Ceviz ve fıstık üretimi önemlidir. Meyvecilik dalında Çemişgezek ilçesi kendi ihtiyacını karşılar. Merkez ilçe ve yakın köylerinde dut başta olmak üzere elma, ceviz ve diğer bölgesel iklime yatkın meyveler üretilir. Çemişgezek çevresindeki köylerinde dikili alanlar arasında bağcılık da yapılır. Ağaç sayısı bakımından badem, armut, elma, ceviz ve dut daha fazladır. Faydalı otların hepsini doğal olarak dağlarda, kırlarda bulabilirsiniz. Şebinkarahisar’da da ceviz ve dut fazladır.

Hayvanlar ilkbaharla birlikte, kuzeydeki yaylalara çıkartılır ve sonbahara değin burada otlatılır. Koyunun yanı sıra kıl keçisi ve sığır yetiştiriciliği yaygındır.

Bitki örtüsü elverişli olmasına karşın, ticari arıcılık yeni yeni gelişmektedir. Yüksek nitelikli bal üretilir. Hayvan varlığı içinde küçükbaş hayvanlar daha fazladır. Keban Baraj Gölü üzerinde küçük çapta balıkçılık yapanlar bulunmaktadır. Bunlarda ancak ilçenin ihtiyacını karşılamaktaymış.

Ticari faaliyetler genellikle hayvan alım satımı, hayvansal ürünler, bazı zirai mahsuller ve küçük el sanatlarının pazarlanması şeklinde oluyormuş. Kilim dokumacılığı, eskiden beri sürdürülen bir ekonomik etkinlik olarak sürüyormuş..

İlçenin birçok söylencesi bulunuyor. Bunlardan biri;

YILAN DAĞI SÖYLENCESİ: Rivayete göre Hozat, Ovacık ve Çemişgezek sınırında bulunan Yılan Dağı'nda zamanla yöre halkının korkulu rüyası olan bir ejderha (Büyük Yılan) varmış. Bir gelin çocuğu ile dağdan geçerken ansızın bu ejderha ile karşılaşmış ve çok korkan kadın dua etmiş; "Tanrım beni taş eyle; bu yılan beni ve çocuğumu yemesin" demiş. Kendisi ve yılan taş kesilir, o günden sonra bu dağa ‘Yılan Dağı’ ve ‘ Kırklar Dağı’ adı verilir. Birde Çoban söylencesinden söz edelim.

MUNZUR SÖYLENCESİ, Bu efsane Tunceli'nin hemen yanı başından geçen Munzur Nehri-nin kaynağına aittir. Bir zamanlar Ovacık ilçesinin Ziyaret köyünde zengin mi zengin bir ağa yaşarmış. Bu ağanın çok güvendiği Munzur adlı bir çobanı varmış. Günün birinde ağa hacca gitmiş. Hanımı evde helva pişirirken çoban gelmiş; "Ağama helva götüreceğim, "demiş ve bir tabak helva istemiş. Kadın bunun mümkün olamayacağını bildiği için "çobanın canı herhalde helva istedi. Bir tabak vereyim de zavallı yesin," demiş. Çobanın tabağına helvayı doldurmuş.
O anda ağa hacda namaz kılmakta iken yanı başında çobanı görmüş. Çoban;"hanımın sana helva gönderdi" demiş ve bir anda kaybolmuş. Ağa’nın hacdan döneceği haberi köye gelince herkes karşılamaya gitmiş. Munzur adlı çoban da taze sağdığı setten bir bakraç alıp ağasını karşılamaya gitmiş.

Halk elini öpmek için ağaya yöneldiğinde ağa "içimizde eli öpülecek biri varsa o da Munzur’ dur, " demiş ve çobana yönelmiş. Çoban da kaçmış, şimdiki Munzur Nehri'nin çıktığı bölgeye gelince; ayağı bir taşa takılmış ve yıkılmış, elindeki süt dökülmüş. Böylece sütün döküldüğü yerden beyaz köpüklü bir su fışkırmış ve bu su Munzur Nehri'nin ilk kaynağını oluşturmuş. Bu olaydan sonra Munzur Nehri hep beyaz köpüklü akmış. Bu su, yöre halkı tarafından kutsal olarak bilinir ve kesinlikle kirletilmez.

Çemişgezek’te gördüğüm önemli özelliklerinden biri de her evde yaşlı olması ve yaşlılarına değer vermeleridir. Misafirperverlikleri ve varlarını ikram etmek istemeleri de önemli özellik-lerinden birini teşkil ediyor. Kısacası Türk kültürünü yaşatmaya devam ediyorlar. Yolunuz buraya düşerse aç, açıkta kalacağınızı düşünmeyin. Tanrı misafirine bütün kapılar açılır. Temmuz ayında yapılan Çemişgezek Dut ve Peynir Festivali de önemli çalışmalardan biridir. Doğası ve tarihi geçmişi muhteşem olan bu ilçeyi görmelisiniz, gözlerinize inanamayacaksınız.



Bookmark and Share

Yazan: Gürcan Özkan - Tarih: 16.06.2010 - Puan: - Yorumlar: (0) - Okunma: 2700 - Oy Ver:

BU YAZIYA YAPILAN YORUMLAR

BU YAZIYA HENÜZ YORUM YAPILMAMIŞ, İLK YORUMU YAPAN SİZ OLUN!

 
EN ÇOK OKUNAN ANADOLU YAZILARI
1-) Nohut Dürümü (31536 Kere)
2-) Ağlayan Çınar (25320 Kere)
3-) Dünyanın Tepe Noktası (23870 Kere)
4-) Sivas'ın Dağları Kekik Kokar (23780 Kere)
5-) Adım Adım Bursa - 2 (23503 Kere)
6-) Kastamonu Gezisi (18662 Kere)
7-) Adım Adım Bursa - 5 (18205 Kere)
8-) Bir Anadolu Gezisi: Bursa (17021 Kere)
9-) Bir Anadolu Gezisi Kapadokya (16035 Kere)
10-) Antik Çağın Altın Şehri (14015 Kere)

D O W N L O A D
  Seçme MP3'ler
360° İstanbul      
EN FAZLA PUAN ALAN ANADOLU YAZILARI
1-) Sivas'ın Dağları Kekik Kokar (4146)
2-) Dünyanın Tepe Noktası (3405)
3-) Ağlayan Çınar (3371)
4-) Kızıltepe'nin Altındaki Kayıp Şehir (2594)
5-) Adım Adım Bursa - 2 (2006)
6-) Bir Anadolu Gezisi: Bursa (1857)
7-) Bir Anadolu Gezisi Kapadokya (1619)
8-) Kastamonu Gezisi (1608)
9-) Adım Adım Bursa - 5 (1575)
10-) Bursa Bir Küçük İstanbul (1536)

Mail: ali@baylar.com
Seyyahamca.com sitesi 11 Eylul 2000 tarihinden beri sizlerle...

Bu site bir    iştirakidir.