Ülke Yazıları    Anadolu Yazıları    Editör Yazıları    Köşe Yazıları    Modern Batının İlkel Tarihi    Seyahat Fotoğrafları    Nostaljik Kartpostallar    İlginç Seyahat Notları    Dünyadan İlginç Siteler    Şiirler    Fıkralar    Dünyadan İlginç Kanunlar    İlginç Bilgiler    Basit Çince    Göz Yanılmaları    Seyahat Tavsiyeleri    Seyahat Listesi    Havayolu Şirketleri    Uçuş Kodları    Milli Marşlar    Download    Üyelik    Forum    Toplist    Tüm Üyelerimiz    Misafir Defteri    Webmaster Özel    Havayolu Mil Programları
Seyyahamca Video | Seyyahamca Muzik | Video & Muzik & Forum
Üye Girişi:
                                   Yeni Üye Kaydı
Anasayfa Yazılar Fotoğraflar Eğlence Tavsiyeler Üye İşlemleri SeyyahForum
Kullanıcı Adı: Şifre: E-Posta:
KÖŞE YAZILARI

Ailesinde Seyyah Olan El Kaldırsın.

Efendim, seyyahamca incelik gösterip beni sitesine buyur edince önce pek sevindim. Yaşantısı boyunca yerdeğiştirmiş, irili ufaklı pek çok olay-anı biriktirmiş ve yaşam motivasyonu ‘merak’ şeklinde özetlenebilecek biri olarak bu site tam da bana göre bir yer diye düşündüm. Gelin görün ki, bu hoş’luğu yazıya dökmek öyle sanıldığı kadar kolay olmadı. Daha ilk adımda takılıp kaldım. Bir yazıcı ve bence ‘iyi bir yazıcı’ olmama rağmen, olaylar hazır, anı dağarcığında öylece oturup beklerken, satırlar birbiri ardısıra kendiliğinden, öyle su gibi filan akıp dökülmedi.

Dedim ya, daha ilk adımda takılıp kaldım.

‘Seyyah’ kimdir, ‘seyahat’ sözcüğünden tam olarak ne anlamak gerekir? soruları kafamı kurcaladı. Düşünürken ipin ucu kaçtı. Tek başına arpacı kumrusu gibi düşünerek işin içinden çıkamayacağımı anladığım zaman, Arşimed gibi haykırdım. ‘Buldum! Soruyu siteye taşıyıp paylaşmak en iyisi. Size göre seyyah kimdir, seyahat denilince ne anlıyorsunuz?

Oldu işte, sorunsalı soru haline dönüştürmek ve yetersiz kurgunun başkalarınca tamamlanabileceğini düşünmek yazım işini kolaylaştırıp rahatlatıyor kişiyi.

Seyahat ve seyyah, Türk Dil Kurumu sözlüğünde ‘bkz. Gezi, gezgin, yolculuk, yolcu’ şeklinde geçiyor ve özcesi ‘bir yerden başka bir yere gitmek ve giden kişi’ olarak tanımlanıyor.

Doğrusu bu tanımlamalar bana seyyah ve seyahat sözcüklerinin özanlamlarını tam olarak ifade ediyor görünmedi. Anlayacağınız, ikna olmadım.

Ben seyyah’ı, yerleşik, belirlenmiş yaşam tarzlarına, tanıdık mekanlara ilgisini çabuk yitiren, merak motivasyonuna ve gözlem yeteneğine sahip, yerdeğiştirmeleri kendi iradesi doğrultusunda gerçekleştiren kişi, seyahat edimini de, böylesi bir kişiliğin yapıp ettikleri olarak düşünüyorum. Bana göre, bir alimle bir seyyah arasında öz, anlam itibarıyla fark yok. Her iki kişilik de, sonuç olarak bilip anlama isteğinin yarattığı kişilik türleri.

Bu tarz tanımlama ‘doğru’ kabul edildiğinde, aynen alimler gibi, seyyahların da sayısı az kişiliklerden olduğu kabul edilecektir ister istemez. Oysa sözlükteki açıklama tarzı bu sayıyı çoğulluyor, hatta neredeyse tüm insan sayısına –özellikle çağımız insanı için- uyan bir tanımlamaya dönüştürüyor. Öyle ya, dünyanın en ulaşılmaz görünen köşesinde bile doğmuş olanın, daha yeniyetmeliğe ulaşmadan nerede olacağını kestiremez durumdayız artık. İnsanoğlu için birden fazla yerdeğiştirme olasılığı, geçmişteki doğumdan ölüme yerleşiklik olasılığından bire yüz fazla görünüyor. Bu durumda yolculukların ve yolcuların sayısı sınırsız. Peki, bu yolculukların tümüne seyahat, yolcuların tümüne de seyyah diyebilir miyiz?

Geçmiş zamanlarda “eş arayanlar” başlığında sunulan gazete köşelerinde şu tarz öztanıtımlara rastlanırdı. “22 yaşında, balık etinde, beyaz tenli bayanım. Tahsilim ortaokuldur, yakın çevrem beni becerikli, elinden her iş gelir iyi ev kızı olarak tanımlar, hobilerim dans (iyi tango yaparım), müzik dinlemek ve seyahat etmektir. Yaşı yaşıma uygun, tahsili parası iyi, falan filan…”

Şimdi, bu ilanı okuduğunuzda, genç kızımızın şahsını tanımlamaktaki amacının evlenip yuva kurmak, yerleşmek olduğunu düşünmez misiniz? Yanıt tabii ki ‘evet’ olacaktır ama kızımız seyahat sevdiğini de belirtmek gereğini duymuş ek olarak. Bu durumda ev halinin gereklerini tam anlamıyla yerine getirebilecek, dahası, keyif hali olarak eşini seyahat ettirebilecek durumda bir damat adayı olmanız gerektiğini algılamanız kaçınılmaz oluyor değil mi, eğer bu konumda değilseniz zahmet edip hamfendiyi aramayın, yanıt olumsuz olacaktır.

Mı?…Yoksa şu seyahat sevme açıklamasından cesaretlenip, bir devlet memuru, öğretmen, sağlıkçı vb., bir asker, bir dışişleri mensubu olmakla damat adayı olabileceğiniz umuduna mı kapılırsınız. Öyle ya, bir yerde bir iki yıldan fazla duramayan, emekliliğe kadar diyar diyar gezenlerden olarak hanım kızımızın bu seyahat sevme hobisi pekala uygun eş budur zehabına kapılmanıza da yolaçabilir. Oysa, bu hanım kızımızın hasbelkader böyle bir insanla evlendiğinde, orta yaşın sonlarına doğru büyük olasılıkla eşe dosta şu tarz yakınmalarda bulunacağını kestirmek zor olmayacaktır. “Ömrüm geçti, doğru dürüst bir eşyam olmadı, neye heves edip aldıysam yollarda parçalandı, almaktan da dizmekten de, gezmekten de yoruldum..” vb..

Şu basit örnek, seyahat sözcüğündeki anlam karmaşasını tartışmaya başlamak için düşündürücü bir örnek olabilir pekala.

Seyahat, batılı anlamda ulus devlet kuruculuğumuzun tescili olan Cumhuriyet’le birlikte, ‘modern’lik ölçütlerinden biri olarak kültürümüze girmiş bulunuyor ve bu açıdan bence sosyolojik olarak sözlükteki yolculuk (yer değiştirmek) açıklamasının ötesinde bir anlam içeriyor. Öncelikle, modern batıcıl kültür eğiliminin yarattığı lüks tüketim olgularından biri olarak anlaşılıyor seyahat edimi. Dolayısıyla ‘seyahat sevgisi, isteği’ taşımak ve seyahat edebilmek ekonomik olanaklara bağlı bir edim olarak, aynı zamanda ayrıcalıklı üst sınıfa ait oluşu da simgeliyor.

Kazanç itibarıyla üst orta sınıf sayılabilecek ailelerden biriydik ve hemen her yaz bir yerlere seyahatlere çıkmamız şartmış gibi ebeveynlerim, özellikle annem koşullamıştı kendini. Bunun için sıkça yenilenen arabalar alınır, şöförler istihdam edilir, gidilecek yerlerle ilgili tartışmalar daha yaz gelmeden başlardı. Lambur lumbur arabanın içinde giderken gizli saklı yanımıza aldığımız tommiks, teksas gibi çizgi romanları okumaya çalıştığımızı, ön tarafta oturan annemin “Bırakın elinizden şunları da manzaraya bakın” uyarısıyla kaçırdığı keyiflerimizi anımsarım. Bize kalsa ebeveyn denetiminden uzak evimizde kalıp, bahçede sokakta özgürce koşup oynamayı tercih ederdik kuşkusuz. Ama ‘seyahat edebilir’ sınıftan oluşumuz bu özgürlüğü bize yasaklar, neden ilgi duymamız gerektiğini bir türlü kavrayamadığımız bizim için cansıkıcı sayılan yolculuklara sürüklenirdik. Sonraları yazlık ev modası seyahat tutkusunu bir ölçüde dengeledi de, zoraki seyyahların sayısı azaldı. Zoraki diyorum çünkü, pek çok yetişkinin de en az çocuklar ölçüsünde bu seyahatlerden hoşlanmadığını gözlemiş bulunuyorum.

Hiç “Balayı” üzerinde düşündünüz mü? Bana göre balayı diye adlandırılan anlamsız seyahatler de bu aktarma kültür koşullandırmalarının manasız savurganlığı olmuştur. Burjuva tüketim kalıplarına öykünen orta sınıf kadınlarının, soluk fotoğraflardan sırıtan balayı seyahatlerinin görüntülerini, yakaladığı eşe dosta gösterme çabalarına çokça tanık oldum. Seyahat sever ve seyahat eder anlamında hiçbir belirtinin gözlenmediği tekdüze yaşamları vardır çoğunun. Ev kadını aynı evde, çalışanı aynı dairede yaşlanır. Çoluk çocuğun beklenmedik sorunlarının yarattığı hareketlilik dışında yaşamları iyi kurulmuş bir saatin tiktakları gibi geçer gider. Ama sıradışı tek edimleri olan, soluk fotoğraflara sıkıştırılmış balayı gülümsemelerini, seyahat edebilir iyi yaşayan sınıftan olduklarını kanıtlamak için her an gösteriye hazır, el altında tutarlar.

Gördünüz mü? Düşündükçe ne kadar da muğlaklaşıyor seyahat ve seyyah kavramları. Belki de sözün uzamasından sıkılıp, zamana, toplumsal yapıya ve insana göre izafi tanımlanmış sözcüklerdir, yerdeğiştirme ve yerdeğiştiren olarak algılamak en iyisi diye düşünmeye başladınız bile. Ama yılmayın derim ben, insandan geriye kalan en anlamlı edimdir düşünmek edimi. Ben hala seyahati, anlamı olan bir eylem, seyyahı da sıradışı bir kişilik olarak nitelendirmekte ısrar ediyorum ama tartışılabilir bir düşünce olarak tabii. Belki de tüketim çağı insanının, hayal etmekte zorlanacağı bir toplumsal tarihin insanı olarak ortaya çıkmış tiplerdi seyyahlar, kimbilir.. Tıpkı faydacı dürtülerin yönlendirmesiyle değil, salt anlam kaygısıyla düşünce üreten filozoflar gibi, bir zamanlar salt merak dürtüsüyle gezip dolaşan seyyahlar neden olmasın. Böyle bir başlangıç varsa eğer, bu kavramların hangi motivasyonlara bağlı olarak anlam değişikliğine uğradığını tartışmak ilginç olabilir. Sitemizde bunu denemeye ne dersiniz? Ben, konuyu tartışmaya devam edeceğim, sizlere de buyrun diyorum.


Bookmark and Share

Yazan: Fulya Gürses - Tarih: 30.07.2002 - Yorumlar: (0) - Okunma: 4686

BU YAZIYA YAPILAN YORUMLAR

BU YAZIYA HENÜZ YORUM YAPILMAMIŞ, İLK YORUMU YAPAN SİZ OLUN!

 
EN ÇOK OKUNAN KÖŞE YAZILARI
1-) Hint Masallarından (12400 Kere)
2-) İzmir'in Az Bilinen Yönü (10962 Kere)
3-) Mavi Dünyaya Yolculuk (10325 Kere)
4-) Troya (10044 Kere)
5-) Yaşama Sevinci (7736 Kere)
6-) Dünyadaki En Büyük Satıcı (7696 Kere)
7-) Buyur Ağam… (6752 Kere)
8-) Hindistan Gezginleri Üzerine (6263 Kere)
9-) Eski Mahalle Bir Geçmiş Zaman Yolculuğu (5579 Kere)
10-) Ailesinde Seyyah Olan El Kaldırsın. (4687 Kere)

D O W N L O A D
  Seçme MP3'ler
360° İstanbul      

Mail: ali@baylar.com
Seyyahamca.com sitesi 11 Eylul 2000 tarihinden beri sizlerle...

Bu site bir    iştirakidir.