Ülke Yazıları    Anadolu Yazıları    Editör Yazıları    Köşe Yazıları    Modern Batının İlkel Tarihi    Seyahat Fotoğrafları    Nostaljik Kartpostallar    İlginç Seyahat Notları    Dünyadan İlginç Siteler    Şiirler    Fıkralar    Dünyadan İlginç Kanunlar    İlginç Bilgiler    Basit Çince    Göz Yanılmaları    Seyahat Tavsiyeleri    Seyahat Listesi    Havayolu Şirketleri    Uçuş Kodları    Milli Marşlar    Download    Üyelik    Forum    Toplist    Tüm Üyelerimiz    Misafir Defteri    Webmaster Özel    Havayolu Mil Programları
Seyyahamca Video | Seyyahamca Muzik | Video & Muzik & Forum
Üye Girişi:
                                   Yeni Üye Kaydı
Anasayfa Yazılar Fotoğraflar Eğlence Tavsiyeler Üye İşlemleri SeyyahForum
Kullanıcı Adı: Şifre: E-Posta:
KÖŞE YAZILARI

Buyur Ağam…


Taksim’de karşılaştık, Kültür Sarayı’nın döner kapısında, ben içeri girerken, o dışarı çıkıyordu. Camın arkasından yüzyüze geldik, önce şaşırdık sonra birbirimize gülümsedik. Bir tur daha attık döner kapıdan ve bahçede kucaklaştık.

“Bu kez ne kadar oldu, hatırlıyor musun” dedim. Sözleşmiş gibi caddeden karşıya geçip Beyoğluna doğru yürümeye başlamıştık. “Aşağı yukarı bir yıla yakın” dedi, “neler yapıyorsun?”


Ben daha ağzımı açmaya fırsat bulamadan anlatmaya başladı herzamanki gibi. Tanıyordum onu, aldırmadım, sık görüşmeyince sorun olmuyor kimi tarzlar, katlanabiliyorsunuz, dahası, ilginç de olabiliyor. Bıraktım anlatsın, Çiçek pasajına doğru sürükleniyoruz o arada.

“Sorma…biriyle tanıştım, az kalsın evleniyordum…” Sorduğum falan yok, bu onun, sözü karşı tarafa kaptırmamak için kullandığı giriş sözcüğü. “Baktım, yayılıyor iyiden iyiye, ‘bana bak, sen beni ömür boyu koca çorabı yıkayacak avanaklardan mı sandın.’ deyip koydum kapıya beyefendiyi…” derken, sarsıldı birden, kolundan tutup düşmesini önledim. Sinirlendi mi bastığı yeri görmez bu kız.


“İyi etmişsin..”dedim. Sokağa girdik, hava kararmak üzere, sağlı sollu neredeyse tüm masalar dolu. “Gel.” diyerek çekti beni kolumdan, ön masalardan birine oturduk. Sevmedim oturduğumuz yeri, kabak gibi ortadayız, gelen geçen bize bakıyor gibi geldi, sıkıldım. “Çok ortadayız,” dedim, “şöyle, arkalardan bir yer bulup…” Ama iki koca bardak şipşak önümüzde, o, biraları çoktan söylemiş. “kokoreç mi? midye tava mı?” diyor gülerek. Yüzüne bakınca anladım, parıldıyor ağzı, otuziki dişi birden ortada, belli, yeni yaptırmış, gösterecek. “Yalnızlık da zor zenaat,” dedi, “bilirsin..” Ben, neyi bilip bilmediğimi anlamaya çalışırken ekledi. “canım, yalnız kalmayalım diye de tutup elin…”

Ne kadar oturduk, kaç bira içtik hatırlamıyorum ama bu, yalnızlık, evlilik, ilişki, birliktelik falan edebiyatı sürüp gitti. Kalktığımızda bir yolunu bulup kaçmaya niyetliydim ama bırakmadı. “Bana gidelim, sana resimleri göstermek istiyorum.” diye tutturdu, yalvarma benzeri bir ısrardır gidiyor, çaresiz peki dedim, Taksim’e çıkıp taksiye bindik.

Kulağın çınlasın Seyyahamca, çok değil bir kaç gün önceki “buyur ağam” muhabbetimizin bu, kırkına yaklaşmış psikolog diplomalı arkadaşımın evinde de baş konu olacağını, -üstelik şimdi aktaracağım biçimde- önceden kim söylese inanmazdım.

Eve girer girmez televizyonu açmak oldu ilk işi. “sanırım sonuna yetiştik,”dedi kolundaki saate bakıp. Hoşgeldin demeden, üstünü başını bile çıkartmadan koltuğa oturup ekranı izlemeye koyuldu. Baktım, son günlerde tüm kanalları çekirge sürüsü gibi istila eden şu meşhur ağa dizilerinden birine dikmiş gözünü, şaşırdım, dahası irkildim. Bir iki müdahale sözcüğü söyleyecektim, vazgeçtim, yüzünü incelemeye koyuldum, renkten renge giriyor kız, şaka değil, basbayağı etkilenip heyecanlanıyor kimi yerde. Baktım, başı yemenili, alacalı entarisi yerleri süpüren bir kadın, genç irisi bir oğlanın önünde ellerini birbirine kavuşturmuş, başını eğmiş duruyor. “Buyur ağam” derken kızarıyor yanakları. Geriniyor oğlan, kasım kasım kasılıyor, boyu kadından daha uzun değil ama sanki dağ tepelerinden bakıyormuş gibi kaşlarını yukarı kaldırıp gözlerini aşağı doğru belertiyor. “Orman bitimindeki bağı sana verdim getti…”diyor kadına, kadın kendinden geçiyor, neredeyse düşüp bayılacakmış gibi eğilip bükülüyor bedeni. Doğrusu eşine az rastlanır saçmalıktaki görüntü karşısında kendimi tutabilmem zordu tabii ve dayanamayıp koyverdim kahkahalarımı. İzlemeyi sürdürdükçe dizideki görüntüler daha bir akıl dışı, gerçek üstü, masalsı, kısacası ahmak ıslatan cinsinden geliyor ve bir gülme krizine doğru hızla yolalıyordum. Ama arkadaşım bozuldu, başını çevirip kötü kötü bakmaya başladı bana.

Klasik Yeşilçam filmlerindeki ağa tiplemelerini anımsatmıştı Seyyahamca, bu, o güne değin üzerinde düşünmediğim bir şeydi, ilginç gelmişti. İri yarı, orta yaşın üzerinde, kaba görünümlü, koca bıyıklı ve nedense hep başında fötr şapkası, boynunda kelebek boyunbağı olan ağalar. “Heey, bura bakın, bakkal, kasap, öğretmen, cümle alem, duyduk duymadık demeyin, köyü, kasabayı hepten satın almışım bilesiniz, hepinizi satın almışım bilesiniz…”türünden bağırtıları olan ve kadınların, kızların şerrinden kaçacak delik aradığı, kötü karakterli ağalar tipleştirilirdi filmlerde Seyyahamcanın dediği gibi.

Günümüz dizilerinde ise ağalar karakter ve tipoloji değişimine uğramış görünüyorlardı, geçmiştekilere tamamen zıt bir değişim sözkonusuydu. Kentli, köylü, okumuş, okumamış, zengin, yoksul, yerli, yabancı tüm kadınların, ilkbakışta tutkuyla aşık olup , dördüncü, beşinci eş olmayı bile nimetten saydığı ağa türleri çıkmıştı ortaya. Bana göre bu yaklaşım doğrudan kadınlara hakaretti, kadınları aşağılamayı işedinmiş bazı aklı evvellerin saçma kurgularının medyadan herniyeyse onay almasıydı.
Hangi kanalı çevirseniz, “Buyur ağam, emret ağam, sen bilirsin ağam….”

Kadın Amerika’dan gelmiş, profesyonel iş kadını, genç, güzel, bakımlı, modern, iş bağlantısı için karşıkarşıya geldiği ağanın karşısında eriyip bitiyor, yelkenler suda, ağa farkında işin, horoz gibi kabarıyor tabii. Yahu bu olacak iş mi? Değil, ama kurgu işte, böyle kurgulamış birileri, neden? Nedeni belirsiz.


“Ama yeter, sıkıldım artık” dedim arkadaşım Sevhan’a, “Koşa koşa bu saçma dizileri izlemeye mi geldik buraya biz?”

“Susss” diye yanıtladı beni, daha etkili olsun diye işaret parmağını ağzının üzerine götürdü. Anladım, üstüne gitmemek en iyisi, uyumak için uygun bir yer aramaya koyuldum ben de.

Kırk yıl düşünsem Sevhan’ı bu halde göreceğim aklıma gelmezdi. “Elin herifinin ömür boyu çorabını yıkayamam ben” düşüncesiyle, tüm ilişkilerini evlilik sınırında bitiren Sevhan, bu ağa dizilerinde ne buluyor olabilirdi? Konu, kafamı fena halde kurcalamaya başlamıştı doğrusu. Araya reklam da girdiği için dizi uzadıkça uzuyordu ve Sevhan de yapıştığı ekrandan ayrılmaya pek niyetli görünmüyordu, bir başka sefere kalmıştı merakımı gidermek.

“Kalk, kalk!” Sıçrayarak uyandım, baktım, Sevhan, dürtüp duruyor omuzumu. “Yatağı hazırladım, kalk oraya geç, koltukta rahat edemezsin.” Uyku sersemi, yüzüme suçlu suçlu bakıyormuş gibi geldi, cesaretlendim. “Bitti mi ‘buyur ağam’ dizin” dedim, “takvimi var, posterleri var, söz, yılbaşında sana onlardan birini hediye olarak alacağım, evinin duvarına asarsın, ağanla hep yanyana olursunuz.”

“Aşkolsun”dedi boynunu büküp, “Bi dizi izledim diye beni hor görüyorsun.” Uyku falan kalmamıştı artık, doğrulup koltukta oturdum. “Sevhan kendine gel, bi dizi falan değil bu, basbayağı kadınları aşağılayan, ahmak yerine koyan bayati kurgular. Başka kadınların ihtiyacı olabilir böyle saçmalıklar ama senin benim gibilerin bunu şahsiyetine hakaret kabul etmemesini anlıyamıyorum doğrusu.” Epeydir düşünüyordum, ağa dizilerine karşı bir kampanya oluşturmayı. Kampanya girişim grubunun ilk sırasına da Sevhan’ı oturtmuştum üstelik. “Şu işe bak” diye geçirdim içimden, arkadaşım tüm havası sönmüş bir balon gibi ayaklarımın dibinde, zavallı, çaresiz bakışlarla bana bakıyordu.

“Şu benim alt katta bir kadın oturuyor,” dedi. Neredeyse fısıltılı, kendi kendine konuşur gibi mırıldanarak sürdürdü sözünü sonra. “kadını da, benim gibi yanlız yaşıyor sanıyordum, meğer evliymiş. Adam arada bir eve serhoş, yıkıla yıkıla geliyor ve aşağıda kıyametler kopuyor. Dövüşüyorlar, kaç kez kadını saçlarından sürüyerek dışarı atmaya çalışırken gördüm.” Ağlıyordu Sevhan, yere düşen damlalardan anlıyordum, devam etti. “Belki inanmıyacaksın, o kadını bile kıskanıyorum ben, hiç değilse bir sahibi var, dövmek için de olsa bir arayanı….”

Sizi gidi yalancı ağalar sizi, şimdi size karşı kampanya düzenlemek hak oldu benim için, şu hale bak, şu benim iki dil bilen, psikolog, üniversitede çalışan, kültürel gezilerden başka eğlence nedir bilmeyen arkadaşım Sevhan’ı bu hale getirebildiniz demek, ben size sorarım.

Eee sen ne düşünüyorsun bu konuda Seyyahamca? Bana yazar mısın?


Bookmark and Share

Yazan: Fulya Gürses - Tarih: 12.01.2003 - Yorumlar: (0) - Okunma: 6867

BU YAZIYA YAPILAN YORUMLAR

BU YAZIYA HENÜZ YORUM YAPILMAMIŞ, İLK YORUMU YAPAN SİZ OLUN!

 
EN ÇOK OKUNAN KÖŞE YAZILARI
1-) Hint Masallarından (12595 Kere)
2-) İzmir'in Az Bilinen Yönü (11105 Kere)
3-) Mavi Dünyaya Yolculuk (10463 Kere)
4-) Troya (10162 Kere)
5-) Yaşama Sevinci (7890 Kere)
6-) Dünyadaki En Büyük Satıcı (7873 Kere)
7-) Buyur Ağam… (6868 Kere)
8-) Hindistan Gezginleri Üzerine (6404 Kere)
9-) Eski Mahalle Bir Geçmiş Zaman Yolculuğu (5723 Kere)
10-) Ailesinde Seyyah Olan El Kaldırsın. (4786 Kere)

D O W N L O A D
  Seçme MP3'ler
360° İstanbul      

Mail: ali@baylar.com
Seyyahamca.com sitesi 11 Eylul 2000 tarihinden beri sizlerle...

Bu site bir    iştirakidir.