Ülke Yazıları    Anadolu Yazıları    Editör Yazıları    Köşe Yazıları    Modern Batının İlkel Tarihi    Seyahat Fotoğrafları    Nostaljik Kartpostallar    İlginç Seyahat Notları    Dünyadan İlginç Siteler    Şiirler    Fıkralar    Dünyadan İlginç Kanunlar    İlginç Bilgiler    Basit Çince    Göz Yanılmaları    Seyahat Tavsiyeleri    Seyahat Listesi    Havayolu Şirketleri    Uçuş Kodları    Milli Marşlar    Download    Üyelik    Forum    Toplist    Tüm Üyelerimiz    Misafir Defteri    Webmaster Özel    Havayolu Mil Programları
Seyyahamca Video | Seyyahamca Muzik | Video & Muzik & Forum
Üye Girişi:
                                   Yeni Üye Kaydı
Anasayfa Yazılar Fotoğraflar Eğlence Tavsiyeler Üye İşlemleri SeyyahForum
Kullanıcı Adı: Şifre: E-Posta:
KÖŞE YAZILARI

Yaşama Sevinci

Akşamüstü iki yoksul aileye kısa misafirlikler yaptık. İlk aile ortanca bebeklerinin hastalanması sırasında yardımımız olduğu için, yeni doğan üçüncü bebeklerinin adını koymak üzere bizi bekliyordu. Bunun kıvanç verici bir yanı var, bir bebeğe ad vermek kadar onur verici, zor bir görev olmasa dünyada. Bundan sonra siz ona ne derseniz o öyle çağrılacak, adı gibi olacak: anneyle baba tamamen bize bırakmışlardı, siz nasıl isterseniz öyle olsun diyorlardı, sadece anne Kur’an’dan bir şey olsa dedi, babaanneyse yeni bir şey olsun, bizim ailede olmayan bir isim olsun diyordu keyifle. Sanki bizim gibi bir hayat yaşamasın, talihi bizden başka olsun, yolu açık olsun der gibi. Evin neşeli, dört beş yaşlarındaki kızı “Yasin” diye bağrışırken, Emel Hanım’ın önerdiği “Enes” büyüklerce sevildi ve bebeğin adı, kulağına Kur’an okunup adı söylenerek konuldu. Bana sanki babaanne biraz hayal kırıklığına uğramış, Tanju, Okan falan gibi daha bir fiyakalı ad istiyormuş gibi geldi, ama sonuçta herkesin keyfi yerindeydi.

Asıl olarak yoksulluktan bahsetmeli tabi: bir yandan bakılınca tipik bir köy evi gibi tek odası ısıtılan bir evdeydik, diğer yandan bakınca marketlerin bile kimse olmasa da ısıtıldığı şehirde ancak tek odası ısıtılan bir evdeydik. Kaloriferler evlerimizi cehennem gibi ısıtıyor olabilir, ama eski bir masalda olduğu gibi, o evdeki mutluluk bizde yoktur kanımca. Orayı mutluluk, sevinç ısıtıyordu: bir kız evin ortasında zıplıyor, ikincisi ağır hastalıktan yeni kurtulmuş insanın içini eriten bakışlarla gülümsüyor, üçüncüsü yatakta ağlanıyor, hepsi de yaşama sevinci içinde. Anne hırsla canlı canlı anlatıyor yapıp ettiklerini, orta sınıf kadınlarına has rahat, uyuşmuş vurgularla yüklü sözcükler yok ağzında, bebeğin altına bez dediğinde markasını, sınıfsal bir seçimi falan değil dosdoğru bebek bezini kastediyor, yaşaması gereken bir bebek var ve ona bez lazım, o kadar. Sonra baba iş aradığından bahsediyor, ama ona küçük geçici işler önerdiğimizde sağlam bir tavırla sigortalı, sürekli bir iş lazım olduğundan bahsediyor; bu da doğru, insana lazım olan şey bu, ne olacağı belirsiz bir hayat bu üç çocuğa, aileye göre değil – kimseye göre değil. Babaanne de atılıp hemen bizim sigortalı olup olmadığımızı soruyor. Kısacası yaşamakta kararlı, yokluğa inat çabalayan yaşama sevincine sahip insanlar arasındayız. Yoksulluk yok kanımca burada, yokluk belki, özgüven var.

Sonra çıkıp başka bir eve gidiyoruz. Ahşap bir evin bahçe katı, kapıyı ufarak bir kız çocuğu aralıyor, annem yok diyor, su getirmeye gitti, su yok mu evde, yok, çeşmeden getiriyorlar. Binaya vaktiyle su tesisatı yapılmamış ve suyu bidonlarla taşıyıp kullanıyorlar. Gözlüklü, esmer kız ve bir erkek çocukla birlikte kapıda annenin gelmesini bekliyoruz. Geldiğinde bu anne değil, erken çökmüş bir kadın, bir haminne. İçeri alıyor bizi. Bezle dolu bir yerden geçip tek odaya giriyoruz, sönük sönük yanan bir soba, içinde bez yakıyorlarmış, iki koltuk, oturuyoruz, kimbilir ne zamandır dul olan kadın hikayesini anlatıyor. Bir oğlunu kaybetmiş, biri bir şey olmuş, biri askerden dönmüş, buradakilerden biri torun mu ne, Siirt’li ben dilini anlamakta zorlanıyorum, Ali’yle konuşuyorlar. Bir ara küçük kız evdeki sıçandan bahsediyor, çantasını yemiş, çıkarıp gösteriyor, gerçekten çantanın bir parçası yok, gece bu çocukları ısırmayacağı ne malum. Sonra bir çocuk daha dalıyor içeri, ayağı çıplak, niye çıplak diye sorunca, abdest almıştım ondan diyor, çocukların olduğu her yerde, anlaşılan yaşama sevinci, hayret, mutluluk var; en berbat yoksulluğun yaşandığı bu evde, insanı yine de üzmeyen, umutsuzluğa bırakmayan şey bu: çocuk.

Esmer kız belli ki okuyacak daha, inat edebildiğince, çabalayıp duracak. Elindeki kaplanmış ders defteriyle ne etkileyici görünüyor ufak oğlan. Bu insanlara sürekli ilgi geldiğinde, unutulmadıklarında ne büyük işler yapabilirler, çünkü yaşamdan züppece, savurgan beklentileri yok; bir küçük televizyon var orada, açık değil, o saatte ya elektrik harcanmaz, ya sürekli açık durması gerekli değil – ve bizim, durumu iyi olanlarımızın kullandığı budala aygıtından ne başka şey o, onlara sıkıntılarını unutturan gerçek bir ihtiyaç. Bir de su olsa. Tabi arkadaki gerçek kabus gibi: bu kadın ölürse, aniden bir beklenmedik hastalıkla ölürse, ki bu zorlu hayat içinde bu hiç şaşırtıcı olmaz, bu çocuklar ne olacak? Bir düşünmek lazım, bu kadın bir hastalandı mı, dediğim gibi öldü mü şu çocukların nasıl başına üşüşüp ağlaşacaklarını, korkuya kapılacaklarını; yaşamadan bilinmeyecek bir şey bu. Bu arada kadın bize çocuklardan birinin hasta olduğunu anlatıyor.


Bookmark and Share

Yazan: Sabri Gürses - Tarih: 16.01.2004 - Yorumlar: (0) - Okunma: 7890

BU YAZIYA YAPILAN YORUMLAR

BU YAZIYA HENÜZ YORUM YAPILMAMIŞ, İLK YORUMU YAPAN SİZ OLUN!

 
EN ÇOK OKUNAN KÖŞE YAZILARI
1-) Hint Masallarından (12595 Kere)
2-) İzmir'in Az Bilinen Yönü (11105 Kere)
3-) Mavi Dünyaya Yolculuk (10464 Kere)
4-) Troya (10162 Kere)
5-) Yaşama Sevinci (7891 Kere)
6-) Dünyadaki En Büyük Satıcı (7873 Kere)
7-) Buyur Ağam… (6868 Kere)
8-) Hindistan Gezginleri Üzerine (6404 Kere)
9-) Eski Mahalle Bir Geçmiş Zaman Yolculuğu (5723 Kere)
10-) Ailesinde Seyyah Olan El Kaldırsın. (4786 Kere)

D O W N L O A D
  Seçme MP3'ler
360° İstanbul      

Mail: ali@baylar.com
Seyyahamca.com sitesi 11 Eylul 2000 tarihinden beri sizlerle...

Bu site bir    iştirakidir.