Ülke Yazıları    Anadolu Yazıları    Editör Yazıları    Köşe Yazıları    Modern Batının İlkel Tarihi    Seyahat Fotoğrafları    Nostaljik Kartpostallar    İlginç Seyahat Notları    Dünyadan İlginç Siteler    Şiirler    Fıkralar    Dünyadan İlginç Kanunlar    İlginç Bilgiler    Basit Çince    Göz Yanılmaları    Seyahat Tavsiyeleri    Seyahat Listesi    Havayolu Şirketleri    Uçuş Kodları    Milli Marşlar    Download    Üyelik    Forum    Toplist    Tüm Üyelerimiz    Misafir Defteri    Webmaster Özel    Havayolu Mil Programları
Seyyahamca Video | Seyyahamca Muzik | Video & Muzik & Forum
Üye Girişi:
                                   Yeni Üye Kaydı
Anasayfa Yazılar Fotoğraflar Eğlence Tavsiyeler Üye İşlemleri SeyyahForum
Kullanıcı Adı: Şifre: E-Posta:
KÖŞE YAZILARI

Merhaba Seyyahamca,

Merhaba Fulya’nın Köşesi!

Nete her dalışımda yolculuğa Seyyahamca’dan başlarım. Üç beş metelik bulunca yola düşmesi
gerektiğine inanmış! Yolcu!lardan biri olarak sitenizin bağımlısıyım. “Fulya’nın köşesi” ndeki yeni konuğunuzun seyyah, seyahat yorumlarını ilgiyle okudum, tartışma önerisini pek yerinde buldum.

Seyyah denen kişinin merak dürtüsünün esareti altında yola çıktığı konusunda hemfikiriz. Ama merak edilen, ilgi duyulan konular seyyahtan seyyaha değişir diye düşünüyorum. Kimi yolcu manzara meraklısıdır, kimi tarihi yerlere, müzelere, kimileri sanat eserlerine ilgi duyar. Örneğin ben insanları tanımak istemişimdir hep, insanı merak ederim, seyahat motivasyonum budur. Ancak bir bayan gezgin olarak, yedeğinde kameraman, elinde mikrofon türünden bir gazeteci veya cebi yüklü bir lüks mevki yolcusu değilseniz işiniz zordur. İlgi konunuz insan ise zor sözcüğü de az gelir, neredeyse olanaksızdır çünkü daha ilk adımda merak ettiklerinizin merak ettiği bir objeye dönüşüp, bırakın gözlem yapmayı kaçacak delik aramaya başlarsınız. Memleket gezilerinde, sokaktaki ‘bayan yolcu’ ya bakış açımızın, yolculuk araçlarımızda ‘bayan yanı’ türünden buluşlar! geliştiren anlayış tarzımızdan değişik olduğunu iddia edebilecek bir bayan seyyah var mıdır bilemiyorum. Var ise tartışmaya hazırım. Her neyse, ben hazır kart reklamındaki özgür kız imajının masal masal matitaz… olduğuna kuvvetle inandığımdan, seyahatlerimde kendime özgü yöntemler geliştirmiş bulunuyorum. Nasıl mı? İşte size bir örnek.

Haydarpaşa’dan trene bindim. Günü kazanmak için geceleri yolculuk ediyorum, uyumam gerektiği için de, kuşetli vagonları tercih ediyorum genelde ve pencere kenarlarını.

Vagon boş, ilk yerleşen yolcu ben oluyorum. Büyük çantayı yukarıya, küçüğü yanıma, aç masayı koy üstüne kitabını, sigara pakedini, defter, kalem, tamam.

Saate bakıyorum, kalkışa on dakika var, dar koridorda itiş kakış insan kalabalığı, vagonun kapısına yapışan bir açıp içeri bakıyor, çekip kapatmadan öteki uzatıyor başını. Arada sorular, -dede geldi mi buraya, ak sakallı, ha böyle beli azcık öne..

Memleketim insanı işte, kapıda bilette numara varmış, boşver, ille insanını görecek ikna olmak için, tak kapı, dedem burda mı?

Başını yukarı kaldırıp kapıdaki numaraya, aşağı indirip elindeki bilete bakan da oluyor tabii arada, camdan içeri sezdirmeden gözucuyla bakıyorlar ama aldırma, bunlar az biraz okumuş yazmış takımı, ezici çoğunluğun yanında yanlış tarlada filizlenmiş ayrık otu gibi duruyorlar.

İşte yine açıldı kapı, bu seferki kendinden emin adımlarla giriyor içeriye, yaşlıca biri, yüzü toprak yanığı, kasketinin altındaki saç telleri gri beyaz karışımı ve iyice seyrelmiş. –Tamam baba burası, geç otur ben bavulu getireyim, diyor hemen arkasındaki delikanlı, uzanıp, elindeki bileti ceketinin cebine yerleştiriyor ihtiyarın.

-Selamünaleyküm evlat,

-Aleykümselam baba, diyorum sesimi az biraz boğuklaştırıp.

-Seninki de pencere kenarı demek, elini cebine sokup çıkardığı bileti uzatıyor bana doğru. –Şu bilete bi daha bak hele oğlum, ben ortadan istemiştim, oğlan cam kenarına oturttu, hangisi doğru?

-Cam kenarları soğuk, sabaha dek sızlar bacaklarım, diye söyleniyor ben bilete göz gezdirirken.

-Maalesef baba, doğru yerleştirmiş oğlun, bilet cam kenarı.

-Telaşeden unuttu tenbihimi, diyor, kendi derdine düştü ne etsin. Ekliyor ardından, -Asker ettik şükür, yarın teslim olacak hayırlısıyla.. Tuzla’ya, bilir misin?

-Nerden bilsin, diyor oğlu, elindeki bavulla içeri girerken, -en az iki senesi daha var bunun. Sırıtarak bakıyor yüzüme –Öyle değil mi amcaoğlu?

-Komando mu yazdılar seni abi, diyorum boyun posun yerinde maşallah.

-Orası dağıtımda belli olacak evlat, elini omuzuma dokunduruyor, duamız odur, günü gelsin, inşallah..

Kalkış düdüğüyle birlikte iki yolcu daha giriyor içeriye, orta yaşlarda iki adam, delikanlı, yolculara hızlı bir göz atıp, bakışlarını yine bana çeviriyor.

-Hayırlı yolculuklar, baba sana emanet arslanım, öyle ekmekti, suydu duraklarda inip durmasın, ne ihtiyacı olursa hallediver..tamam!

Yeni gelenler selamünaleyküm, deyip yerleşirken, gülmemek için zor tutuyorum kendimi. Tren ağır aksak istasyonu terkederken, sigara pakedini kapıp dışarı fırlıyorum.

Benim yolculukların üçte ikisinin kalkış öyküleri aşağı yukarı birbirine benzer. Amcaoğlu..oğlum..delikanlı..arslanım..türünden yeniyetme erkek hitaplarına muhatap olursam yolculuk keyifli geçecek demektir. Ortamı, insanı, tedirgin edilmeden, rahatlıkla gözleyebileceğim anlamına gelir bu. Seyahat anlayışı rehber eşliğinde tur gezileri olan bayanlardan olmadığım ve gözlenen değil gözleyen olmak istediğim için, genelde kısa saç bol ceketle erkek tebdil kıyafetiyle yolculuğa çıkmayı yeğlerim.

Kompartımana geri dönüyorum. İki yeni yolcu var içerde, İzmit’ten binmiş olmalılar, genç bir çift.

-Talebe misin kardeş, diyor adam ben yerime yerleşmeye çabalarken. Kadının eli başörtüsünde, biraz daha öne doğru çekip çekmemekte kararsız, öylece bana bakıyor.

-Öğrenciyim, evet, deyince rahat bırakıyor başörtüsünü.

-Anası hastalanmış, ziyarete geldiydik, köye geri dönüyoruz..Sarıcalar..bilir misin? diye açıklıyor genç adam.

-Nenemgilden duymuştum da.. görmedim hiç, büyükler anlatırdı, güzelmiş, toprağı.. suyu..

-Güzeldir de, çok göç verdi. Anarşiden sonraysa genç kalmadı desem yeri. Kimi Almanya’ya, kimi hapise, dağılıp gitti. Şimdi ihtiyarlar, bir de kadın, çocuk..

-……

-Kağıtları bekliyorum, gelsin ben de yolcuyum inşallah Avusturalya’ya.

-İnşallah abi, umduğun olsun, diyorum. Muhabbet iyi, arada kâğıt oynuyoruz. İhtiyar her sigara içişimde bozuluyor.

-Genç yaşta ciğerlerini yer bu meret be oğlum, baban kızmaz mı?

-Bilmiyor içtiğimi amca, nereden bilsin yanında tüttürmüyorum ya, alıştık işte bir kez, bırakamıyoruz.

Vakit geceyarısını geçti bile, kuşetleri açıyoruz, üst kata tırmanıp uzanıyorum, yatar yatmaz uyumuşum.

-Gece az kaldı düşüyordun, diyor ihtiyar, sabah aşağı inmeye çabalarken, - dönüp durdun, dört beş kere öteye ittirdim de..

Pencereden bakıyorum, güneş iyice yükselmiş, gözalabildiğine uzanan sarı bir düzlük. Arada tek tük beliren cılız ağaçları geride bırakarak hızla yol alıyor tren. Gündoğuşunu kaçırdığıma üzülüyorum.

-Çaycı geldi gitti sen uyurken, Sivrihisar’da durdu meret, taze simit kokusuyla uyandım, ama inip alamadım ne çare.

-Deyiverseydin, inip alırdım baba, diyor yolculardan biri ihtiyara.

Yere atlayıp kapatıyorum kuşeti. Delikanlıyız ya, şimdi tutup yardım istemek olmaz, niyetlenen de yok zaten. Millet elaltı yumurcağı belleyip gözünü bana dikmiş, tren durduğu anda koşuşturup nefes aldırmıyacakları belli.

-Helaya kadar gidecem, yengene göz kulak oluver, genç adam kulağıma doğru eğilip fısıldıyor.

Zor zenaat yeniyetme delikanlılık, çevreye sezdirmeden gülümsemeye çabalıyorum. Zor ama gene de bir bayan olarak seyahat etmekten daha keyifli, aksi durumda şu köşeye yapışıp kalacak, bakışlarımı pencere yönüne çevirip yolculuk boyunca manzara izlemekle yetinecektim diye düşünüyorum.

Tekerlek sesleri trenin yavaşladığının habercisi, birazdan en uzun bekleyişini yapacağı istasyonda duracak.

-Tekmil uyuştum, en azı kırbeş dakkası var bunun, bekler, inip accık yürüyelim, kahvede oturup bi demli çay içelim, oldu mu yeğen?

-Tamam baba,

İhtiyarla birlikte istasyon kahvesindeyiz, sandalyeleri masanın altından erkeksi bir çalımla çekiyorum, oturuyoruz, -iki çay, demli olsun!

-Yak baba, diyorum sigara pakedimi uzatıp.

Dumandan göz gözü görmüyor içerde, dibindeki masada oturuyoruz ama hava soğuk, davranıp örtüyorum kapı açık kaldığı zaman. İkişer çay daha içiyoruz, tuvalete gitmem gerek, ihtiyar otururken gidip gelmek niyetim.

-Ben de geleyim evlat, diyor.- trende bir şey anlamadım, sallantıdan. Çaresiz, kahveden birlikte çıkıp yürüyoruz… kadın erkek yanyana tuvalet kapılarının önüne vardığımızda, olmaz, sıvışayım en iyisi diye düşünüyorum ama artık çok geç.

-Burası mı evlat, diyor ihtiyar erkek tuvaletinin kapısını itekleyip.

-Burası baba…

Yanyana iki taraflı dizilmiş adamların arasından geçip kapılı bölmeye giriyorum.

Rumuz: Bir garip yolcu

Bookmark and Share

Yazan: Fulya Gürses - Tarih: 30.07.2002 - Yorumlar: (0) - Okunma: 3574

BU YAZIYA YAPILAN YORUMLAR

BU YAZIYA HENÜZ YORUM YAPILMAMIŞ, İLK YORUMU YAPAN SİZ OLUN!

 
EN ÇOK OKUNAN KÖŞE YAZILARI
1-) Hint Masallarından (12591 Kere)
2-) İzmir'in Az Bilinen Yönü (11103 Kere)
3-) Mavi Dünyaya Yolculuk (10461 Kere)
4-) Troya (10160 Kere)
5-) Yaşama Sevinci (7888 Kere)
6-) Dünyadaki En Büyük Satıcı (7870 Kere)
7-) Buyur Ağam… (6865 Kere)
8-) Hindistan Gezginleri Üzerine (6400 Kere)
9-) Eski Mahalle Bir Geçmiş Zaman Yolculuğu (5721 Kere)
10-) Ailesinde Seyyah Olan El Kaldırsın. (4784 Kere)

D O W N L O A D
  Seçme MP3'ler
360° İstanbul      

Mail: ali@baylar.com
Seyyahamca.com sitesi 11 Eylul 2000 tarihinden beri sizlerle...

Bu site bir    iştirakidir.